- Temel ve Devekuşu (fıkra)
- Deve ve Kuş (fıkra)
- Uzun Bacaklı Piliç (fıkra)
- İşine Nasıl Gelirse (fıkra)
- Ormanın Kralı (fıkra)
- Kalp ve Tüy- (anı)
- Lem'a (kıssadan hisse)
- Nefis (kıssadan hisse)
- Kitap Korkusu (alıntı)
- Devekuşu Tırnağı - (anı)
- Enis Batur'la Söyleşi (söyleşi)
- Kimlik (özlü söz)
- Einstein ve Devekuşu (alıntı)
- Afyonkarahisarlı Mustafa bin Şemseddin (bilgi)
- Bhagavadgita Felsefesi- Swami Krishnananda (felsefe alıntı)
TEMEL VE DEVEKUSU
Temel bir seferinde Güney Afrika'ya safariye gitmis.Tum hayvanlari
avlamis. Avlamadik bir tek devekusu kalmış. Buna arkadaslari
hadi devekusu avlamaya demisler. Bir vahaya varmislar bir
de bakmislar yuzlerce devekusu. Temel durur mu atlamis butun
devekuslarinin arasina silahiyla ates etmeye baslamis tabii
butun hayvanlar kafalarini kuma gommusler. Temel de bir an
duraklamis ve demiş ki "Nereye cittu ula bu hayvanlar?
DEVE VE KUŞ
Bir gün bir yavru tavsan ormanda neseyle yürüyormus. Derken
karsisina tanimadigi bir mahlukat çikmis.
- Nesin sen diye sormus,
- Ben katirim. Annem essek, babam ise bir attir demis.
Yavru Tavsan "hmm... hayli enteresan" diyerek yoluna
devam etmis.
Derken yine tanimadigi bir hayvana rastlamis.
- Peki sen nesin?
- Ben bir kurt köpegiyim. Annem köpek, babam ise kurttur.
Yavru Tavsan yine enteresan diyerek ilerlemis.
Ancak bu sefer karsisina ne idügü belirsiz bir hayvan daha
çikmis.
- Sen de kimsin?
- Ben bir devekusuyum, demis. Bu sefer Yavru Tavsan biraz
düsünmüs ve inanmaz tavırla ,
- Hadi len ordan !!!
Kıssadan hisse: Devekusu yüke gelince kuşum, uçmaya gelince
deveyim der !
UZUN BACAKLI PİLİÇ
Adam bara gitmis tam arkasinda bir devekusu..
- "Bir bira..!" demis adam..
- "Ben de..!" demis devekusu.
Barmen servisi yapmis..
- "Hesap üç dolar kırkiki!" demis..
Adam elini cebine sokmus bir avuç para çikarip bara koymus.
Saymis barmen.. Kurusu kurusuna 3 dolar 42!..
Ertesi gün
- "Viski!" demis adam.
- "Ben de!" demis, devekusu.
- "Yedi dolar ondört!" demis Barmen..
Yine elini cebine atmis adam.. Pat!. Çikartmis parayi. Tami
tamina 7 dolar 14.. Günlerce devam etmis bara gelisler.. Içki..
Aynisi devekusuna.. Aynen cepten para..
Merak etmis barmen sonunda..
- "Kuzum nedir bunlar..
Parayi saymadan tami tamina çikariyorsun cebinden.."
- "Ben sihirli bir lamba buldum" demis adam..
- "Ne alirsam.. Bir bardak su veya bir Rolls Royce cebimde
kurusu kurusuna parasini buluyorum..!"
- "Peki.. Peki bu devekusu?" diye sormus Barmen..
- "Haa o mu?!" demis adam.. "Bir de benimle
ayni zevkleri paylasan uzun bacakli bir piliç dilemistim..!"
İŞİNE NASIL GELİRSE !
-Devekuşu sormuş: Şu kervanda biraz da ben yük taşıyayım.
Bahaneyle görgümüz artar.
Olmaz, demişler. Sen kuşsun.
-Öyleyse şu göklerde biraz çalımla uçsam.
Olmaz demişler. Sen devesin
ORMANIN KRALI
Bir gün aslanın birinin canı çok sıkılmış, şöyle bir ormanı
gezeyim tebaamla biraz eğleneyim demiş...
Ormanda gezerken bir devekuşu görmüş, hemen devekuşunu boynundan
yakalamış, öteki pençesiyle de "şak, şak, şak" diye
üç tokat atmış hayvana, sonra da
" Söyle "demiş
" Kim bu ormanın kralı? ",
devekuşu ürkekçe
" Sensin aslan abiyyy " demiş,
" Tabii benim " demis aslan ve " Şak, Şak,
Şak " diye üç tokat daha atıp fırlatmış hayvanı.
Derken aslanın karşısına bir kurt çıkmış, tutmuş kurdu boynundan;
" şak, şak, şak" diye atmış tokadı,
" Söyle " demiş
" kim bu ormanın kralı ",
kurt da ürkek ürkek "sensin aslan abi" demiş,
Aslan da " Tabi benim " demiş, "şak, şak, şak"
diye üç tokat daha atmış fırlatmış bi kenara.
Derken bu defa aslanın karşısına bir fil çıkmış, tam tırsık
tırsık kenardan sıyırtacağı sırada kurtla devekuşu gelip
"sen bu ormanın kralı değil misin aslan abi? koş yakala
şu hayvanı" demişler.
Bu gazı yiyen aslan koşmuş tutmuş fili "şak, şak, şak"
diye patlatmış tokadı ve hemen sormuş
" Söyle; kim bu ormanın kralı? "...
Filin kafası bir atmış, tutmuş hortumuyla bunu
"Pat, pat, pat" diye üç kere yere çarptırıp fırlatmış
atmış...
Aslan yerden zorlukla kalkıp elleriyle üstünü silkerken file
dönmüş ve şöyle demiş
"Bilmiyosan bilmiyom de kardeşim"... ne vuruyorsun...
KALP VE TÜY: İZLENİM
Günümüzdeki dinlerin çoğunluğu ölüm sonrası gelecek
mahkemeye ve birey ruhunun devamlılığı üzerine kurulmuştur.
Firavun medeniyeti de mahkeme gününü açıkça belirlemiş. Öldükten
sonra mumyalanırken içinizden çıkarılmayan tek organınız olan
kalbiniz, gözleri kapalı bir kişi tarafından teraziye konuluyor.
Terazinin diğer tarafına ise devekuşu tüyü. Eğer tüy daha
ağır geliyorsa yalnızca ruhunuz değil bedeniniz de yeniden
doğmaya hak kazanıyor. İşte sırat köprüsünden geçmeniz ne
kadar zorsa kalbinizin hafif gelmesi de o kadar zor. Gözleri
kapalı terazici ise o kadar adil ki sizi tanımaktan dahi çekiniyor.
Firavun medeniyetinin yeniden doğuma yani "Reenkarnasyon"
a inanması medeniyetleri hakkında bilgi sağlamamıza neden
olmuş. Çünkü gömülen Firavunlar, yeniden doğduklarında hayat
boyu kullanacakları tüm eşyaları ve hazineleri ile birlikte
gömülmüşler. İşte bu yüzden "Tutankamun" un mezarından
çıkartılan eşyaları maddi değerinden çok, bilgi anlamında
inanılmaz değerlidir. Çalakalem, Ercan Karaefe
LEM'A
Halbuki koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef etmiş.
Sonra ona demişler, "Madem deveyim diyorsun, yük götür."
O zaman kanatlarını açıvermiş, "Ben kuşum" demiş,
yükün zahmetinden kurtulmuş. Fakat hâmisiz ve yemsiz olarak
avcıların hücumuna hedef olmuş.
NEFİS
"Nefis, devekuşu gibidir. Şeytan sofestâi,
hevâ bektâşîdir... Ziya-yı kalbsiz olmaz
nûr-i fikir münevver."
Devekuşu gibi avcıyı görür, kaçamıyor, uçamıyor. Başını kuma
sokar, tâ görünmesin. Başını gaflete sokar, tâ ölüm ve zeval
ve firak onu görmesin.
KİTAP KORKUSU Ahmet Hamdi Tanpınar
O, ortalama Müslüman Şark'ın, dinlenmek için aramıza gelip
bizi metheden, methede ede anlatan frenklerin hayran oldukları
Şark'ın bir nümunesiydi. Böyle olduğu için de huzur içinde,
geniş kahkahalarını savurarak, operalarını, hasiphane türkülerini
söyleyerek, gramer metodları icat ederek yaşıyordu. Ömrü bulutsuz
bir gökte, bir ebedîlik vehmini peşinden sürükleyerek seyrini
yapan bir güneş gibi lekesiz ve arızasız geçiyordu. Hakim
Beyi ilk tanıdığım kitap düşmanı olduğu için daima hatırlarım.
İlk tanıdığım ve en az kızdığım... Çünkü kitabı toptan reddediyordu.
Ve reddederken de muayyen bir teklifi vardı. Başka bir cins
insanın peşinde idi. Hattâ belki de bu insanın, nesli kurumuş
bir hayvan gibi günün birinde öleceğine de inanıyordu. Zaten
meselesi oldukça karışıktı. Kitap düşmanlığı, onda, biraz
da Garp istilâsına karşı duyduğu dargınlıktı. Ömrünün tek
macerasından bu küskünlükle çıkmıştı. Garp sanatına, Garp
tefekkürüne boykot yapıyor, bir devekuşu gibi kendi zihniyetinin
kısır kumlarına başını gömüyordu. Bunu yaparken her muhitte
yalnız kalacağını biliyor ve söylüyordu. Bununla beraber Hakim
Bey hâlisti, bütündü; çünkü pazarlık yapmıyordu. Kitabı ve
hattâ insanı toptan reddediyordu. Ondan sonra tanıdığım kitap
düşmanlarının hemen hiçbiri hâlis değildiler. Hem insanı kabul
ediyorlar, hem de düşüncesine bir had çekmek istiyorlardı.
İnsanı korumaya hakları olmayan noktalarda korumaya çalışıyorlar,
yani içlerinde ve dışlarında küçültüyorlardı.
DEVEKUŞU'NUN TIRNAĞI - Anı
Bir gün evde en sivil halimle dolaşırken kapı çaldı, üzerime
bulabildiğim ilk şeyi geçirerek kapıyı açtım.
- Baba ne işin var senin burada?
- Ne demek lan ne işin var.
- Yok şaşırdım ondan sordum beklemiyordum da.
- Çekil hele geri işim var seninle.
Bu sözden sonra hatırladığım tek şey "Baba devukuşunu
ne yapacaksın?" dı. Bizim ki köyde oturmuş düşünmüş,
kahvedeki hepsi okumuş en az iki üniversite bitirmiş ama her
nedense hala kahvede okeye dönen arkadaşları da akıl vermiş,
"abi gireceksen devekuşu işine gir hayvanın tırnağı bile
para ediyor acayip kazanırsın valla" demişler. Bizimki
de nasıl olsa arazi var tam bana göre iş deyip atlamış İstanbul'a
gelmiş. Bana elli tane devekuşu bul alıp onları köye döneceğim
diyor. Baba ben devekuşunu nereden bulayım bu sokakta satılan
bir şey değil ki diye anlatmaya çalışıyorum o beni hiç dinlemiyor
evin içinde dolanıp duruyor.
Bir baktım içine kirli elbiselerimi koyduğum bir televizyon
kutum vardı onu almış gelmiş.
- Hele al bunuda yanına bunun içine koyarsın kuşları. Al
şu yüzmilyonu yanına üstü senin olsun. Seçmeden alma, hasta
filan olmasınlar, ben gidene kadar otobüste dayansınlar haa.
Tam tamına iki günümü ona devekuşunu anlatmakla geçirdim.
O kadar uğraşımın sonunda bana pek inanmadan söylene söylene
gitti. Sonra bir gün annem aradı telefonla, benden sonra adam
yılmamış aramış bulmuş. Bursa'da bir çiftlik varmış, üşünmeden
gitmiş, uzun yıllar çalışıp kazandığı paranın önemli bir kısmını
yatırıp, üç erkek dokuz tanede dişi devekuşunu alıp çiftliğe
getirmiş. Bizde neyse adam uğraşıyor diye sesimizi çıkarmadık.
Ama sükunet fazla uzun sürmedi. Bir gün telefon çaldı "Turgut
ben otogardayım gel beni al". Neyse gittik otogara. Babamı
bir gördüm anam adama bir şey olmuş.
- Baba ne oldu sana kiminle kavga ettin
- Ne kavgası be niye kavga edeyim ben?
- Ya yüzün gözün yara bere içinde yüzündeki yara bantlarından
sanki Kızılderililer gibi görünüyorsun.
Elime bir poşet uzattı:
- Al bunları sat çok değerli olduğu için kendim getirdim başkasına
güvenemedim. Ben ilk otobüsle köye geri dönüyorum.
- Bunlar ne?
- Bizim devekuşlarının tırnakları çok zor söktüm ona göre.
Köyde dedilerdi çok para ediyormuş. Sağlam bir yanım kalmadı
uzasın gene getireceğim. Parayı hemen gönder o parayla yeni
devekuşları alacağım. dedi ve gitti.
Elimde poşet kalakaldım. Hava zaten kapalıydı ve hafiften
yağmur başladı. Herhalde ahmak ıslatan yağıyordu... Turgut
Ankara, Kahve Molası'ndan
ENİS BATUR'LA SÖYLEŞİ
Selâhattin Hilav ise düşünceyi kendinden başlatamayan, hazıra
konmayı alışkanlık haline getirmiş, Batı'nın kök kültürüne
yabancı olan, uyanık doğulu bireye gönderme yaparak şunları
söylüyor: "Kök ve yaratıcılıkta sonucun aynı şey sayılması,
düşünce ve sanat alanında gülünç sonuçlar doğurabilir bu durumda.
Örneğin F. Coppée (Baudelaire ve Rimbaud varken) büyük şair
ya da P. Bourget büyük romancı sanılabilir."
Bizim edebiyat, sanat, düşünce tarihimiz o tür gülünç sonuçlar
açısından zengin. Devekuşu optiği geçerli olmadığında köstebek
stratejisi ağır basmış. Dünya kültürü ürkütmüş, bir iki noktaya
bel bağlayarak durum idare edilmiş. Saat farkıyla takip edilmiş
her şey.
KİMLİK
Kafasını kuma gömüp saklayan devekuşu, aynı zamanda kimliğinin
en değerli parçasının kafası olduğunu anlatır. C. Mansfield
Einstein ve Devekuşu
Einstein tüm diğer fizikçilerin aksine, "Birleşik Alan
Kuramı" nı oluşturmaktaki temel sorunu, Görelilik İlkelerinin
değil, Kuantum Mekaniği'nin yarattığına inanıyordu. 1954 yılında
fikrini şöyle dile getiriyordu: "Kuantum belası ile karşılaşmamak
için başını görelilik kumuna gömen bir devekuşu gibi görünüyor
olmalıyım".
Afyonkarahisarlı Mustafa bin Şemseddin
Hicrî 968'de vefât eden Afyonkarahisarlı Mustafa bin Şemseddin
merhum, dünyanın bir devekuşu yumurtası gibi, yani mücessem
kat'ı nâkıs [Bugünkü en son matematik tâbiriyle geoid] şeklinde
yuvarlak olduğuna âdeta inanmış, bugün yaşayan bu nazariyeyi
bundan dört asır evvel yazmıştır. Bu mânâya göre âyet-i kerimenin
meâli şöyle oluyor:
"(Cenâb-ı Hakk) bundan (yani göklerin kuruluşundan ve
tanzîminden) sonra da yeri bir devekuşu yumurtası hâline (yani
mücessem kat'ı nâkıs şekline) getirdi." İşte benim bu
âyetten anladığım mânâ!"
BHAGAVADGITA FELSEFESİ - Swami Krishnananda
Savunma mekanizması olarak kendi içimizde oluşturduğumuz bazı
fizik mekanizmalara karşı kendimizi koruruz. Bu bir tehlike
gördüğünde başını kuma saklayan devekuşunun tavrıdır. Kafasını
kuma gömer ki böylelikle dışarıdaki hiçbir tehlikeyi görmez.
Sanır ki görmediği mevcutta değildir. Bu sadece devekuşuna
özgü bir davranış değildir. Belki de çözülemez bir sorunla
karşılaşan her insanın bir davranışıdır. Çeviren: Devekuşu
On Line
|